17 Eylül 2013 Salı

KIŞLAR MASALDI


Sessizce girerdik yazdan kışlara. Geçişlerin acısını bilirdik de bildirmezdik. Uzundu kış geceleri. Bu uzunluğa ocak başı sıcaklığının yanı sıra on dört numara gaz lambasının aydınlığı eşlik ederdi. Ninemin devli, perili masalları
geceyi daha da esrarlı hale getirirdi. Dedemin savaş hikâyeleriyle gecenin esrarından sıyrılırdık vakit vakit. Annemin eteğine sarılan ben, bu sıyrılışla daha dik durmaya çalışırdım sanki.
Fırtınanın getirdiği kar fışkınları, ahşap yapılı cam aralığından içeri sokulurdu çoğu vakit. Her sokuluş bir üşüyüştü aslında. Ocak başında tutuşan dikmenin çatırtılı yanışı iyi gelirdi üşüyüşlere. Hava üşürken, odun yanardı. Üşüyenle üşümek, yananla yanmak gerekirdi belki de. Biri yanarken, diğeri üşümeli mi sizce? Ya da diğeri üşürken biri yanmalı mı? Biri üşütürken diğeri yakmalı mıdır yoksa? Bu hengâme içinde kaçardı uykular. Of ki, Of! .
Ayaz gecelere çöker, sular bile gecelerde donardı. Yıldızlar da, ayaz kesen gecelerde bir başka parlardı. Kayda mı düşerdi üşüyüşleri, kayıttan mı, bu bilinmezdi.
Dışarısı ayaz keserken yıldızlar neden daha berrak olurdu? Neden buz kesen kışlarda hatırlardım ben yazı. Neden gecelerden beklerdim hep gündüzü? Hatırlamak bile bahar şenliği salardı yüreğime. Neden hep kış gecelerinde anlatırdı ninem masallarını? Dedem niye kışlara saklardı kahramanlık öykülerini? Neden ben türkü dinler gibi dinlerdim hep?
Kışlar yine aynı kışlar mı dersiniz? Bu kışlarda hala masal anlatacak nineler kaldı mı bilmem ki? Dedeler nerde şimdi? Öyküler neden suskun? Neden çocukların kışlarını,  Pepe doldurur şimdi bilir misiniz?
Biz bize kalırdık kış gecelerinde. Ninem de benimdi, dedem de. Hikâyeleri, öyküleri bellerdik onlarda. Bellerken hissederdik her bir şeyi. Gecelerin korkusunu kışlardan tanır, kışlarda yıkardık acıları. Ağlasak da göstermezdik. En azından küfretmezdik. Yazdan hissederdik kışların tabiatını. Kış gazabının ninemin hikâyelerinde söneceğini anlardık. Kimsenin yolunu kesmez, kimsenin arabasını ateşe vermezdik. Kışın vahşiliğine rağmen yapmazdık. Bu vahşilikte bellerdik günahı, sevabı. Şimdinin göbekli dindarlarından daha dindardık belki de... Vatan millet diye nutuk çekenlerden bin kat vatanseverdik. Yoksa  biz zır  deli miydik? .!.
Ninemin masalları kaval dinlemekten güzeldi. Dedemin öyküleri de. Kavalcılar çoğaldı kışlarda. Kışlar hükümsüz, yazlar küs şimdi. Eli kaval tutmayan ithal etme yoluna gidecek alimallah. Ne korkunç!
Dedemin nesli, Ebemin nesli nerdesiniz, nerelerdesiniz? Türküleri türkü gibi, ağıtlar ağıt. Ya öyküleri? Topyekûn ders gibi ders!
Kimi tosunluğun, kimi hasımlığın peşinde şimdi. Eline rüzgârın hükmünü geçiren milletin dövülmüş harmanını savuracak bir anda. Kim savuracak, kimler savrulacak kaval sesleri arasında. Kim üşütecek, kim yakacak? Duygular bile karışık. Duyguları onaracak kaç milli öykü kaldı ki? Küresel masallarla çocuklar repçi, gençler maykıl ceksın. Ben mi? Dilsiz üşütük.

Ninemin masalları dedemin öyküleri nerdesiniz? Yetiş imdada! Ben ölüyorum… Ben ölüyorum! Sağlıcakla.

1 yorum:

Anonim dedi ki...

Halil abi bizleri geçmişe götürdün yine.İçeride odun sobaları yenerken etrafında bağdaş kurup oturup çay içmek ne güzel olurdu.Hey gidi günler hey..T.KAZGI