4 Mayıs 2018 Cuma

SÖZCÜKLERİ ÜTÜLERKEN!




Uyku, sükun, yalnızlık, su, gece, sabah, yaşamak, aydınlık, ağaç, kuş, rüzgar, Allah, çocuk, gök, ırmak, yaprak, el, ayak, beden, çoban, yıldız, yeşil, sarı, toprak… say da say! Hangisinden vazgeçilir. Her şey açık, her şey gözler önünde görene, duyana, bilene. Elden ele, bedenden bedene, dilden dile, gözden göze. Of off!.. Yaşadığı dünyayı, üzerinde gezindiği toprağı gözlemleyebilen insan neleri fark etmez ki. Boşa dönen dolap edasında kalırsan ne kötü, ne vahim…
Toprakta bitkisel uğraşılar zevk aldığım işlerden. Neleri fark etmiyor, neleri fark ettirmiyor ki toprak.  Hayvanlardan olarak kendi çapımda tavukçuluk. Amatörce, acemice…Uğraştıkça uzayıp genişleyen ufka erişiyor insan. Domatesi vitrinde, yumurtayı rafta görmekten öte bir şey bu kardeşim. 
“Öte olan nedir?” hadi anlat deyince de apışıp kalıyor insan. Dil bile kekemeleşiyor.
Toprak, ağaç, bitki deyince umut dikiliyor gözlerinin önüne. Doğa da bir başına bitkilerle kalınca biriken umutla yıldızları inceleyen çoban edasında kalıveriyorsun. Hey gidi hey!
Anlatmak için kelimeleri kullanmak gerekiyor. Sözcükleri zenginleştirebilmek gerekiyor. Farklı renkler ve seslerle duyumsatma becerisinin olması gerekiyor insanda. Bizde de bu olmayınca lafı dolandırıp duruyoruz. Anlatmak için sözcüklere ter döktürmek bizim haylazlığımız oluyor.  Hay Allah! Şu kendimi ele verme huyum değişmeyip gidecek.. Kelimeler zenginleştikçe gerçek daha çabuk ve kolay ortaya çıkar oysa.. Benim eksikliğim aynı kelimeleri ütüleyip durmak. Bunu da beceremediğim ne yaparsınız ki ortada. Anam da öğrencilik yıllarımda döşeğin altına sokarak ütülemeye çalışırdı olmayan esvaplarımızı. Ütülemeyi bile beceremediğimden şiirler bile çoğu kez ölçüden, uyaktan yoksun kalıyor. Yoksunluk cılızlaştırıyor meramı. Cılızlaştıkça derdini anlatamamanın sıkıntısında bocalayıp duruyorsun.
Bu bocalama esnasında bahçede  boynunu göğe uzatarak haykıran çil horozun gür sesiyle depreşiyorsun. Bu depreşmeyle dikkat kesilme kendiliğinden peydahlanıyor. Vay be!… Bizim horoz komşu horozu kendi sahasına yaklaştırmıyor. Yaklaşırsa kavgaya hazır.  Sahası üstünden kuş uçsa ufak bir ses hareketiyle bütün tavuklar teyakkuza geçiyor.  Bu sene dört tane halk tabiriyle tavuğumuz gurk oldu. İkisi yavrularını çıkardı. Civcivler tatlı, civcivler sevimli. Bir annenin yavrusu diğer yavrulara karışmıyor. Herkes kendi annesi etrafında. Annelik duygusunu, iç güdüsünü bir de tavuklarda görün siz. Koruma ve savunma refleksi en üst seviyede. Onları gözlemek bile duygu dayanağı oluşturuyor insanda. Eksik kalan duyguyu, bakışı tamamlıyor. Tavuk dediğimiz hayvan size esin kaynağı oluveriyor. Velhasıl doğa size öğretirken tamamlıyor kardeşim!. Hatta değiştirip dönüştürüyor  desem yeridir..
Bu durum, görmek ve bakmakla  alakalı bir şey. Duyguyu zenginleştirmenin yolu doğayı gözlemekten geçiyor bence. Anlamsız boşluklarda debelenmektense doğayı gözlemek en doğru yöntem.  Gözledikçe derinliği fark ediyor insanca yanlarını çoğaltıyorsun. Çoğalttıkça daha dingin, daha zengin iç huzuruna eriyorsun. Beton yapılar içinde, sosyal medya çılgınlığıyla yıpranıp durmanın bir anlamı var mı ki?
Sözcük fakirliğim içinde meramım n e derece anlaşılır oldu bilmem ki.  Sözün özü; Atın kendinizi doğaya Tam vakti, tam zamanı. Çocuklarda cıvıl cıvıl çocukluğunu yaşarken görsün gözlesin.
Bu hafta sonu ne yapacaksınız? El birlik Ada’ya.. Şaka değil bu. Sudaki pörtlek gözlü kurbağadan bile alacak dersleri var çocukların. Sağlıcakla..

Hiç yorum yok: