27 Aralık 2020 Pazar

KELEBEĞİN KOZASI VE EFENDİLİK

 


 

Kelebek hikâyesi vardır. Bunu bilen, duyan ya da bir yerlerde okuyanımız mutlaka vardır. Yine de kısaca anlatmakta fayda var.

Ağacın dalındaki kelebek kozasını gören genç incelemeye başlar. İçindeki tırtıltır. Gün gün o kozayı gözleyen genç küçücük bir delik açıldığını görür. Kelebek kozadan çıkabilmek için sürekli mücadele vermektedir. İlerleme kaydedemediğini, kozadan çıkamayacağını düşünen genç yardım etmeye karar verir. Bir makasla kozanın deliğini genişletir. Kelebek kozadan kolayca çıkar. Fakat kelebeğin gövdesi şişmiş, kanatları buruşuk haldedir. Normal haline dönmesini beklerken kelebeğin durumunda bir değişiklik olmaz. Velhasıl kelebek ömrünü şiş gövde buruşuk kanatla sürünerek geçirir. Kanatlarını açarak uçamaz. Kozadan çıkmak için harcanan çabayla gövdedeki sıvı kanatlara doğru giderek güçlenen kanatlarla uçabilirdi.

İnsan hayatındaki zorluklarda böyledir aslında. Hatta millet hayatındaki zorluklarda…

 

Balkan savaşlarına katılan Seyit Çavuş, Birinci Dünya Savaşı patlayınca terhis edilmezken Çanakkale Kilitbahir’ de bulur kendini. Gerisi malum 275 kiloluk mermiyi namlusuna sürüp Ocean’ı boğazın sularına gömme başarısı hepimizin hafızalarındadır. Sonraki denemelerde Seyit Çavuş o ağırlıktaki mermiyi asla kaldıramayacaktır.

Allahın takdiridir ki millet olarak zorluklardan güçlenerek çıkmışızdır hep. Engeller, kuvvet ve azmimizi artırmış, dua gibi bir ipe sarılarak güçlenmemizi sağlamıştır.

İçinde bulunduğumuz sıkıntılardan da inşallah güçlenerek çıkacağız. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sırası ve sonrasında uygulanan ambargolar GLi nin iş makinası ve kamyonlarında yedek parça sıkıntısı yaşanınca pek çok yedek parçayı kendimiz yapar hale gelmiştik. Zorluklarımız olacaktır. İnancım odur ki sıçrama yapacağız inşallah.

 

Bu noktada bir hikaye daha paylaşmadan edemeyeceğim.

Hz. Ömerin oğlu Abdullah, bahçede oturup yemek yerken sürüsüyle geçmekte olan çobanı sofrasına ısrarla davet eder. Israr karşısında çoban; Israr etme gelemem, ben oruçluyum der. Çölün kızgın sıcağında nasıl oruç tutuyorsun diye sorunca,

-Cehennem sıcağına göre bunun sözümü olur. Ahiret sıcağında yanmaktansa dünya sıcağında yanmayı tercih ederim der çoban.

Bu cevabın ardından Abdullah şu teklifte bulunur.

Şuradan bir koyun getir de kesip çöl kebabı yapalım der.

-Koyunların hiç biri benim değildir. Ben fakir bir çobanım. Sürü sahibi başkasıdır.

- Sürü sahibinin nerden haberi olacak..

-Sürü sahibinin haberi olmazsa Allah’ın da mı haberi olmayacak

Fakir çobanın yanına takılır Abdullah. Geze geze koyunları otlatarak akşama sürü sahibinin yanına varırlar. Abdullah sürünün fiyatını sorar. Sürü sahibi okkalı bir fiyat istese de sürüyü satın alır, çobana dönerek der ki,

-Senin hakkın başkasının koyunlarını otlatacak bir çoban olmak değildir. Sen kendi koyunlarını otlatan efendi olmaya layıksın, al bunu sürü senindir der.

Bu memleketin bir bireyi olarak biz üstümüze düşeni layıkıyla yapalım. Gerisi, efendilik kendiliğinden gelecektir. Sağlıcakla..

10 Aralık 2020 Perşembe

HER GÜN BİR ANI

 

HER GÜN BİR ANI

Her gün, bir anı bırakıyor insana dair. Anılar öylesine birikiyor ki! Bazen ölçülere sığdıramıyor, bazen koyup kotaracak bir yer bulamıyorsun. Uf uf!

İnsana dair pozitif bakışın pozitif dönüşleri oluyor mutlaka. Ya negatifi? Olmaz mı.. Ühhüü yığınla. Her insan ayrı bir dünya olunca, sırra vakıf olmaya çalışıyorsunuz birçok kez. Güleç çehrenizde bir değişiklik hissettirmeden hem de.

Her insanın bir bestesi olmalı yaşama dair. Her insanın doğrularla desteklenmiş bir bakışı olmalı. Her insanın şükre dair şarkıları.. Adabı olmalı insanın adabı diyorsun.

İnsan gerçek varlık olmasına rağmen gerçek olmayan öyleleri var ki. Öylelerini öylece kabul etmek iyileşme yöntemi aslında. Ama iyileşme, öylelerini iyileştirmiyor ki. Huylar karakter oluşturmuş kimilerinde kardeşim. O haliyle kabullenmek de kendinize alışkanlık yapması korkusuna kapılıyorsunuz.

Çatlak su kovası sızdırdığı suyla doğaya fayda sağlarken insani çatlakların hiç kimseye faydası olmuyor nedense. Hatta çatlaklığıyla nefret saçıyor nefret.. Bazen duaya davranıyorsun ıslah için, ıslahı için. Bir mucize bekliyorsun gerçek olana ulaşsın diye. Hay Allah!  Iıh!.. zor vaka kimileri zor.

Sen yaratandan ötürü sevmeye niyetliyken hatta kendi kendine yürekten sözlüyken oruç bozdurmaya niyetli negatifçiler.. O düşünsün desen de düşünmüyor kardeşim. Böylelerine “-huylu bu huylu!’ deyip huyuna verirdi anam. Ama?.. Huya verdikçe huysuzlaşıyor kimileri hatta hıyanetleşiyor.

Huysuzlaşanlar yüzünden duygu iflasına sürüklenen pek çok insan var dünyada. Duygusu tükeniyor, hisler bitiyor durduk yere. Affediyorsun ama unutamıyorsun da bir yandan. Anılar içine bırakıyorsun öylece.

Sineye çekip, yutkunuyorsun kimi zaman. Yiyip yuttuğunu sandıkça koskoslanıyor negatifciler. İşte tam da orası sırrını bozacak insanın cancağızım. İyiliğine, samimi duruşuna senin aptallığın gibi bakmıyorlar mı bir de.. Uf uf!

Belki de kabahatlisin kalbinizi ortaya koyduğunuz için öylelerinde. Kırmamak için kırıldığınızı belli etmediğiniz için kalınlaşıyorlar belki de. İçiniz paramparça olurken ne yaptığını düşünmeyenleri kabullendiğiniz için kusurlusun belki de. Kim bilir?..

Kalın kafaya ince düşünce ne yapsın demeden anılara kattığın içindir bu yazıyı yazışın. Mesele anlaşıldı herhalde.. uzatmaya gerek yok..

Hadi hayırlısı.. Sağlıcakla

30 Kasım 2020 Pazartesi

AHMET ABİ VE ZAMAN


 AHMET  ABİ VE ZAMAN

Halil Oral/ Tavşanlı


Zaman su misali akıp gidiyor. Giderken bizden neler götürdüğünün ya da bizi hangi limanlara yaklaştırdığının farkına bile varamadan.. 

Yeni emekli olan bir dostumuz kurumunda kaç yıl, kaç ay hatta kaç saat çalıştığını hesaba vurmuş.. Uf uf! Koca bir hayat vesselam. Yaşanmış ve geçmiş.

Bugün de Ahmet Uluçay abimizin onbirinci ölüm yılı. Yıla saate vursam..Üzüntü yumağı içinde hesaba vurmak hiç kolay değil. Nasıl geçti, nasıl da geçti.. 

Eğrigöz kalesine birlikte tırmanışımız daha dün gibi. Drakulanın işkencelerini birlikte düşünmüş birlikte öfkeler savurmuştuk kaleden.  Birlikte ufuklara dalıp dalıp gitmiştik. Hey gidi hey! Heyler arasında sıkışıp kalan o kadar çok kelime var ki.. Düğüm düğüm boğazımda pek çoğu. 

“Havuç mu olsun Hıyar mı” demişti bir köşe yazısında. Çocuklarımıza ait usturuplu ders niteliğinde laflar etmişti kalem kalem.  Dünyayı sığdırabileceğimiz evlere İtalyan koltukları sokarak sıkışıklık yaşadığımızdan bahsetmişti yine bir yazısında. Yazdı ve yazdıkları kaldı aklımızda. Tıpkı filmleri gibi. Zaman su gibi akmış biz farkına varmadan, varamadan.

Yaşamının zor günleriydi tedavi süreçleri. Yinede hayal kurmayı sürdürüyor, kafasındaki onlarca senaryo zaman zaman diline dökülüyordu. Kışlademirli köyünden Tepecik’e mantar satmaya gelen köylüleri senaryosunun bir yerine konduruyordu. 

Uluslar arası yarışmalarda boy gösterirken ve adını duyururken kendi ilçesinde tanımayan o kadar çok insan vardı ki Ahmet abiyi. Beyinden ameliyat olmuş kendini fiziken zor toparlarken onun kim olduğunu bilmeden öyle ön yargılı davrananlar gördüm ki… of of! Ön yargılara kurban ediyorlardı en okumuşlar. Gerçeği anlatınca utançları yüzlerine vuruyordu kimilerinin. Ya gerçeği anlatamadıklarımız!

 Gerçeğini bildiğimizi sandığımız çok şeyin esiri oluyoruz bazen. Gördüğümüzü sandıklarımızla da yanılıyoruz çoğu kez.

Hayallerin en güzelini kurardı Ahmet abi. Eşi hanımefendi Ayşe ablanın çayı eşliğinde ahşap yapılı evde geceleri yarılardık kimi zaman. Tavşanlı’nın Sesi Gazetesinde az sohbetler etmemiştik.  Hayata dair anlattığı çok şey filmin kendisi, senaryonun hasıydı. Filmleriyle, anlattıkları ve yazdıklarıyla gönlümüzde yaşayacak Ahmet abi.

Bense hayata sığdıramadığım çok şeyin telaşesin de, zamanın yaklaştırdığı limana itirazsız boyun bükeceğim. Bu evrende kendimde düzeltebileceğim çok şey varken düzeltemeden belki de.

Sevgimizi yaşarken belli edemedik çok kimseye. Ahmet abiye edemediğimiz gibi. Sevgi emek vermekti, iyilikti.  Geride kaldık hep nedense. Geride kalışımıza bir anlam yükleyememişti belki de. 

Çok şeyi gözümüze dikti ve gitti. Konforun bizi nasıl öldürdüğüne dair ipuçları bırakarak.

Giden geri gelmez ama sen gönlümüzde, yüreğimizdesin Ahmet abi. Azmin azmimizdir bunu bil.  

Mekanın cennet olsun. Sağlıcakla.

20 Kasım 2020 Cuma

ARTİSLİĞE GEREK YOK

 


 

Çocukluğuma takılıp kalıyorum bazen. Dünle bugünü kıyaslayıp ölçüye vuruyorum ne işe yarayacaksa. Eskiye özlem desem değil kardeşim. Maddi şeylerin artısı inadına çok bugün.  Fakat beni dünde bırakan, takılı koyan manevi şeyler sanırım.

Anlatayım isterseniz.. eskinin evleri dayalı döşeli değildi mesela. Çatılardan içeri girdimi üfültedirdi ortalığı rüzgâr. Öyle elektrikli ev aletleri, mutfak gereçleri, sabunu, matiği rüyanda göremez hayal bile edemezdin. Beş numara, yedi numara, ondört numara gaz lambalarına bir de gemici fenerleri eklenmişti. Bir evden bir eve gitmek için bir tutam tutuşturulmuş çırayla çıkardın sokağa.. Bırak evleri sokakları gündüz gibi yapıyor elektrik şimdi. Ya içimiz!..

Odun sobası bile çok yeni icatlardan be! O odun sobası ki bir başka ısıtırdı ortamı. Belki soba değildi ısıtan da, ben öyle sanırım işte. Evin alt bölümünden vuran rüzgâr tabana yayılmış öteberiyi yukarı kaldırırdı sanki ortamın sıcaklığına ortak olmak istercesine. Hey gidi hey!

 Herkes birbirine gider gider gelirdi. Kimse kimseye burun kıvırtmazdı nedense. Gökten bakmazdı kimse. Bakmaz mıydı? Eh, tek tük olurdu yine de..bir iki şişkin çıkardı ne yalan söyleyeyim. Ama çokluk değildi.

İnsanın insana lazım olduğunu, aynı yolun yolcusu olduklarını bilirdi çoğu insan. Kibirlenip küçük dağları ben yarattım koskosluğunda olmazlardı. İnsanın acizliğini, muhtaçlığını bilirdi belki de çoklar. Birbirlerine artistlik taslamazlardı velhasıl.

Şişkinlik yapan o tek tükler de hem yazdıklarımıza konu oluyor hem de örneklemek için malzeme yaratıyor insana. Üff, üff ya şimdi? Çok daha fazlası kardeşim. Diploma sahibi bazıları bilgin, bilgin.  Diplomaya bir de siyasi bir etiket yapıştırdı mı yaklaşma yanına. İnsani şeylerin diploması nerden alınıyor? Ona gerek var mı ki?

Bu noktada konu uzayacak belki ama çok bildik bir hikâye dilime dolanıyor. Kestirmeden anlatayım. Bir bilgin seyahat için gemiye biner. Kimseyi beğenmeyen bu adam gemiciyi de basit bir adam gibi görüp ona şöyle bir soru sorar.

-Sen hiç gramer okudun mu?

Ömrü denizlerde geçen gemici mesleğiyle alakalı bilgilere sahiptir. Başkaca bir bilgiye de ihtiyacı olmamıştır.

“hayır okumadım” der.

Bilgin kendinden emin “senin yarı ömrün boşuna geçmiştir” diye söylenir. Gemici susar, fakat içinden kırılmıştır. Bir müddet sonra rüzgâr gemiyi girdaba düşürür. Gemici bilgine seslenir.

-“Yüzme bilir misin?

Bilgin; “bilmem, böyle bir yeteneğim yok” cevabını verir.

“ öyleyse senin bütün ömrün boşa gitti, birazdan gemi batacak. Gramer bilgin seni kurtarsın bakalım nasıl kurtaracaksa”

Gördün mü? Şişkinliğe gerek yok. Artılarıyla eksileriyle insan insana muhtaç. Kibirse insan olana hiç yakışmaz

Şimdi çocukluğumdan girip, bilgiç hikayeler anlatmam garip gelebilir. Sizde dünün insan ilişkileriyle bugünü şöyle gözden geçirin isterseniz. Hangi değerlerden nasıl uzaklaştığımızı fark edeceksiniz. Birbirimizden nasıl uzaklaştığımızı mesela. Bir de benim ömrümün nasıl boşa geçtiğini. Haydi hayırlısı. Sağlıcakla

9 Kasım 2020 Pazartesi

ÖYKÜNMEK GEREK

 

Rahmetli babam okul yüzü görmemiş adamdı. Ama okuryazardı. Bazı hesapları bile parmak hesabıyla tutardı. Fakat çokların okumuşluğuna beş basardı birikimleri. Edebi de edebiyatı da iyi bilirdi. Fen desen,  fizik desen vallahi ondaydı. Psikoloji desen yine ondaydı. Tarımsal aletlerimizin çoğunu kendi imal ederdi. Yaşamı kolaylaştıran pek çok aleti de. Hey gidi babam hey! Fen bilen, fizik bilen, matematik bilen, edep bilen edebiyat bilen, örfü adeti, gelenekleri özümseyen tam bir Anadolu insanıydı vesselam. Onun haykırışı kadar susması da dersti ders. Okul görmemiş yüzüyle irfan sahibiydi. Uzatmadan kestirmeden söylerdi söyleyeceğini. Uf uf! “Dikkat edin!” derdi kısaca. Dikkat kelimesi tek başına geniş anlamlar içerirdi. Dikkat etmesek?.. Canımız mutlaka yanardı. Hüzün, acı, ıstırap adına ne varsa yaşanırdı. Güvendiklerimiz, kimle yürümeye kalktıklarımız bile “dikkat!” kelimesinin içine bir çırpıda sığardı. Güvendiklerimiz bedel ödetir, üzülürdük çoğu kez. Of, Offf!..  Okul yüzü görmemiş haliyle en kaliteli model olmuş bize. Sen çok yaşa baba desem tam yirmi bir sene oldu göçeli. Bedenen göçse de, bize verdikleri; beynimizde, yüreğimizde elan yaşıyor kardeşim. Belki de o kuşak top yekun böyleydi  kim bilir..  Ruhları şad olsun!

Kaliteli insan rollerinin arkasında kalitesizliği o kadar çok görüyoruz ki şimdi. Ütme yarışında giren o kadar çok ladesçi var ki sorma gitsin. Bu çoğalış karşısında ölmüş babamın söyledikleri mıhlanmış beynimden çıkıp çıkıp geliyor. Eğitimci kisvesiyle üten öğretmenler gördük biz. En kallavi ünvanlarla çarpan cinlere rastladık kimi vakit. Of, offf!

Babamın yorgunluğunu şimdi çok iyi anlıyorum. Tecrübenin karşılığı yorgunlukmuş. Bu yorgun haliyle aktarabilmek de ayrı yorgunluklar olsa gerek.

Hep babamdan bahsettim ya, anamdan söz etmesem haksızlık olur. Atasözleri meşhurdu anamın da. Sözlerin zamanını ve yerini iyi bilirdi. Dedelerimin hikâyeleri boldu. Anlattıklarını yazmaya kalksan sayfalar almazdı. Uzun kış gecelerini onların hikayeleri doldururdu. Anamın söz birikimi de  bu yüzdendir herhalde.

“Güvenme dayına ekmeğini al yanına” derdi. Uf uf! Söze bak söze..  Boşa söylenecek, hafife alınacak, geçiştirilecek cinsten değil be kardeşim bu söz. Tek başına anamın sözü değil,  tam tamına ataların sözü işte. Güvendiklerimiz, hangi güvensizlikleri peydahladılar bir düşünün siz de.

Dünya ölçeğinde bile kaleme vurun güvendiklerimizi. Değişir diye bekliyorsun değişmiyor kardeşim. Kimi akrep oluyor, yılan oluyor yılan. Yılan derisini değiştirse de huyunu değiştirmiyor be cancağızım. Bu nokta da kurbağayla akrep hikâyesi dilime dolanıyor. Herkesçe bilinen malum hikâye.  Kurbağanın akrebi suyun karşısına geçirirken suyun ortasında kurbağayı sokup öldürme öyküsü vesselam. Güvenmenin karşılığı okkalı acılar oluyor kimi vakit. Demokrasi, insan hakları diyenlerin dünyaya hangi tumturaklı acıları yaşattıkları ortada. İnsanlığı öldürdüler insanlığı!

Bu nokta da ekmeğimizi yanımıza almaya başladıkça çelme takma yarışları gırıla gidiyor demokrasi havarilerinin. İnsan haklarından bahsedenlerin haksızlığı köpürtüşleri gün gibi ortada. Ah ki ahh! Ataların sözleri unutulsa da,  haksızlıkları unutmamak gerek. Yılanı akrebi bilmek gerek. Bazen de böyle öykünmek gerek ve de “dikkat etmek”…

Nereden nereye… Sağlıcakla

3 Kasım 2020 Salı

ZOR İMİŞ

 ZOR İMİŞ..


Şu İzmir'den çığlık gelir yas gelir

Yazlar bitti kış günleri tez gelir

Fay yırtıldı binalardan toz gelir

Beklenmeyen ölüm kula zor imiş..


Neden niçin demek haşa hoş değil

İnanç sonsuz imanımız boş değil

Bir beden ki yapıları taş değil

Beklenmeyen ölüm kula zor imiş


Yatlar katlar gücü ile eğildi

Yırtılan fay görünürde değildi

Ateş oldu yüreklere dağıldı

Beklenmeyen ölüm kula zor imiş.


Ölçü kaçmış tartıları hep noksan

Mizan çökmüş çok binalar yer yeksan

Kötülerden yılsan acıdan bıksan

Beklenmeyen ölüm kula zor imiş


Bir millet ki acılarda bir oldu

Yıkıntıda bekleyişler sır oldu

Ölen canlar yüreklerde har oldu

Beklenmeyen ölüm kula zor imiş.


Çoban Çeşme su İzmir'e ağladı

Devletimiz zorluklarda çağladı

İmkansıza imkanları sağladı

Beklenmeyen ölüm kula zor imiş


03/11/2020 İzmir depremi uzerine

5 Ekim 2020 Pazartesi

TÜRKLER OLACAK

 TÜRKLER OLACAK


Hukuka yaşattın türlü çelişki

Karabağ'ın ahı seni alacak

Şeytanla kursan da türlü ilişki

Haklının yanında Türkler olacak


Kiminde kasıt var kimin de çıkar

Karakter bozuksa insanlık bıkar

Tarihin içinden çok sular akar

Haklının yanında Türkler olacak


Sitem ettik türlü türlü huyuna

Aç köpekken güvendin hep dayına

Kıran gelsin kötülerin soyuna

Haklının yanında Türkler olacak


Yıllarca bardağı taşırdın durdun

Gerçeğe uymayan yalan uydurdun

Masumlara kıydın gözler oydurdun

Haklının yanında Türkler olacak


Şu dünyada vebal almış olanlar

Hak hukukta sınıflarda kalanlar

Yalan dolan ile yönler bulanlar

Haklının yanında Türkler olacak


Çoban Çeşme Karabağ'ın yanında

Azerbaycan özü taşır kanında

Ermenistan ders alacak sonunda

Haklının yanında Türkler olacak

23 Mart 2020 Pazartesi

NE VAR SIRADA

NE VAR SIRADA

Topraklar azıktı tutuştu yandı
Sabanları kırdık ne var sırada
Komşuluk gerçekti dostluk bir candı
Dirgeni çaldırdık ne var sırada

Kentlere döşedik gecekonduyu
Yastıklar kaldırmaz oldu uykuyu
Türküde yitirdik kutsal duyguyu
Çitleri kaldırdık ne var sırada

Bir kuru baş deyip eğdik başları
Griple yitirdik güzel kuşları
Hazıra değiştik bildik aşları
Yabana saldırdık ne var sırada

Acı marul karakavuk yeterdi
Toprağımda türlü otlar biterdi
Kayalarda kekliklerim öterdi
Kirpigi aldırdık ne var sırada

Birlikte söylerdik marşı ağıdı
Ninnilerden alıyorduk öğüdü
Hikaye masallar göbek bağıdı
Gülleri soldurduk ne var sırada

Keçiler olurdu gerce tekeli
Azaldı ırkları dağdan çekeli
Boz sığırın soyu sopu biteli
Aklımız çeldirdik ne var sırada

Kinayla kokardı kadın elleri
Vazgeçtik döküldü saçın telleri
Tenleri yalardı seher yelleri
Burnumuz deldirdik ne var sırada

Anam sütler sağdı süzdü pişirdi
Kaymaklardan tereyağı düşürdü
Bu toprakta tabanları şişirdi
Anayı öldürdük ne var sırada

Bos durmaya yet yok oturma sakın
Geçmişi unutma tavrını takın
Yürekte koştursun küheylan atın
Hedefi bildirdik ne var sırada

Çoban Çeşme der ki vatan ekmektir
Kahramanlık onda çile çekmektir
Yaşamak yarışmak derdi bükmektir
Sözleri doldurduk ne var sırada

19 Mart 2020 Perşembe

ZOR MU SÖYLEYİN

ZOR MU SÖYLEYİN

Koskoca dünyaya sığmadı insan
Müslümana kabir dar mı söyleyin
Ingililiz Fransız Almanya Rusya
Birbirine dost mu yat mı söyleyin

Virüs çıktı basın verdi velvele
Dünya boyun büktü bir mustakbele!
İnsanlar ölüyor dönüştü sele
Mart ayında yağan kar mı söyleyin

Dünyayı sömürdün asla kanmadın
Hak icin haklıyla birgün yanmadın
Ayarttın virüsü sen uslanmadın
İnsanı öldürmek karmı soyleyin

Çin'i vurdu anlamadık seyrini
Salan gormez olsun bunun hayrını
Kötülerin Allah yaksın bağrını
Vicdansızdan fayda var mı söyleyin

Bir dehşet ki günden güne artıyor
Ülke ülke gezip gücü tartıyor
Ciğerden yapışıp cana dürtüyor
İnsanı öldüren kor mu söyleyin

Niyetlenmiş İnsanlığı silmeye
Mecalin kalmasın bir an gülmeye
Okun sana gelsin ciğer delmeye
Allahın hesabı zor mu söyleyin

Doyum yoktur şu zalimin nefsine
Bu virüsün kökeni ne aslı ne
Dolaşır dünyayı kökü cismi ne
Allaha yalvarmak ar mı söyleyin

Kıtalar aşıyor kirlendi zemin
İlahi olandan olurum emin
Kan icerse beşer olan beşerin
Duygusuz yürek de er mi söyleyin

Coban Çeşme hiddetlendi sel gibi
Şu dünyaya bakamıyor el gibi
Virusu hortlatan olsun çöl gibi
Dilimden dökülen kir mi söyleyin



17 Mart 2020 Salı

BİLENLER GELSİN

BİLENLER GELSİN

Güle şiir yazmış bizim ozanlar
Varlığı yokluğu bilenler gelsin
Bala tuz katıp da gizi bozanlar
Dalgasız deryaya salanlar gelsin

Karlar erir ırmak olur akışır
Irmak ırmak ummanlarda çakışır
Ölümlü can toprak olur sıkışır
Nefsinin elinde gülenler  gelsin

Kafalar karışık içlerde acı
Sıkıntı var iken atıyor tacı
Toplumun derdine olmuş yabancı
Yunusun aşkına dalanlar gelsin

Kapılmıştır kimi aşkın hırsına
Katılıyor gün gün usta kursuna
Diyecek yok havasına forsuna
Gönlün kabesine dolanlar gelsin

Güllere bulaştı şuursuz kanlar
Olmayan aşkına sözle tapanlar
Köroğlu türküsü kulakta çınlar
Gerçek aşkta yönü bulanlar gelsin

Gündelik aşklarla çıkıyor olay
Yoksulluğu unutup çekerken halay
Sözler sırrı bekler kültürü kalay
Gönül gözyaşını silenler gelsin

Çoban Çeşme yüreğine gam gelir
Ariflerle sevdasına dem gelir
Gerçek olmayanlar ona ham gelir
Birce beraberce gülenler gelsin.


7 Mart 2020 Cumartesi

SARDI GİDİYOR

İnsan olmak yaşamanın temeli
Etiket merakı aldı gidiyor
Kimisinin kökten bozuk emeli
Fitneyi fesatla kardı gidiyor

Öğrenmiş sanırken olmuş yel duman
Yozlaşmış benliği vermiyor aman
Eline bir fırsat geçtiği zaman
Hileyi hileye sardı gidiyor

Dinin birdi imanın bir akıl bir
Boyunu aşıyor dilinde kibir
Bozuldu tavırlar elinde cebir
Yüreğe yangını verdi gidiyor

Baksana göklere baksana aya
Damla birleşince dönüşür çaya
İbretler almadan girip havaya
Dünyaya kötüyü serdi gidiyor

Akılla irfanla bulursun yönü
Görmeden yoksulluk bilmezsin dünü
Duygu yürektedir yenilmez gönü
Dünyalık malını derdi gidiyor

Çoban Çeşme sanmayın ki bir deli
İnsan sandı nice aklı evveli
Kimi hoca kimi şeyhtir kimi de veli!
İnsanı insana kurdu gidiyor


TAVŞANLI

Akkın akar ovasında suları
Gönülden gönüle koşar Tavşanlı
Toprağında yatar veli kulları
Gayret kuşağında coşar Tavşanlı

Özlemi içinde geriye kalmaz
Düşleri güzeldir kötüye dalmaz
Tarihe göz atsam sayfalar almaz
Asırdan asıra taşar Tavşanlı

Çeyiz sandığına bakarsak hele
Gel sen aşkını sor öten bülbüle
Bu vatan toprağı gelirse dile
Çağlardan çağlara aşar Tavşanlı

Eylülün üçüdür kurtuluş günü
İstiklâl yolunda yükselir ünü
Oğuz boylarından Kayı'dır geni
Tarihin özünde pişer Tavşanlı

Kızılçam karaçam ormanı dağı
Türk'tür özü tütecektir ocağı
Bir toprak ki sanki ana kucağı
Egede kuzeye düşer Tavşanlı

Kütahya ilinde parlayan yıldız
Duruşu bir başka  sanırsın genç kız
Gönlümün can evi kanımdaki hız
Özden olmayanı boşar Tavşanlı

Minareler yükselir kuran yerinde
Leblebisi kırk çeşit tadı terinde
Dolaşsam peşinde yansam harında
Sevinci gönlünde yaşar Tavşanlı

Sırma saçlı gelin dağı ovası
Misler gibi kokar temiz havası
Cennetten bir köşe huzur yuvası
Sevdayı sevdayla kuşar Tavşanlı

Yaylacık'tan gelir yağmur kokusu
Ay yıldızlı bayrak gönül dokusu
Adı yüreklerin altın takısı
Cevher toprağında eşer Tavşanlı

Çoban Çeşme öz yurdunda bir candır
Gok kubbe altında ilçem vatandır
Albayrağiım gönüllerde yatandır
İhanet edene şaşar Tavşanlı

29 Şubat 2020 Cumartesi

SOR SEN İNŞALLAH

SOR SEN İNŞALLAH

Gökyüzü ağladı yağmur ağladı
Milletime sabır ver sen inşallah
Kalleşçe kurşunlar yürek dağladı
Şeytanca duruşu dür sen inşallah!

Rabbim pençe vursun yüreğin söksün
Gözlerin kör olsun dillerin çeksin
Boyların devrilsin zindanlar çöksün
Virüsler bulaşsın gör sen inşallah!

Fırat etrafını şerre buladın
İblisin ta kendi eseddir adın
İnsanlığı vurdun sönsün muradın
Dertlerini bize sor sen inşallah!

Dünya dümenini sansan elinde
Kendin boğulursun kendi selinde
Uyuzun hortlasın çıksın kelinde
Kendi carmıhını ger sen insallah!

Şanlı ordum ayrılmadı özünden
Vazgeçmedi adam gibi sözünden
Şehidime yaş dökersem gözümden
Korku ateşinde dur sen inşallah!

Çoban Çesmesi'nden beddua alma
Itini puştunu yurduma salma
Gerçeği unutup düşlere dalma
Azabında kavrul  zor sen inşallah!

22 Şubat 2020 Cumartesi

YÖRÜK

Varlığın olmasa senin cihanda
Tütmezdi ocaklar sönerdi Yörük
Yörüdün üç kıta Anadolu da
Sürünün ardında dönerdi Yörük

Yük olmak değildir yük almak işi
Töresi önemli haktır gidişi
Saygı sadakati değer bilişi
Göklerden yerlere inerdi Yörük

Vatansever kanaatkar hem dindar
Obanın içinde kadındır önder
Yasak yoldan rızık bilir ki mundar
İyiyi güzeli önerdi Yörük

Sisteme uyumlu yasaya saygı
Toplumun içinde yaratmaz kaygı
Düğünde bayramda serilir yaygı
Asilce atlara binerdi Yörük

Keçinin peyniri koyun yoğurdu
Hayme Ana Osmanlıyı doğurdu
Kılı yünü iğler ile eğirdi
Zorluğu sabırla banardı Yörük

Erişir yükseğe başarır zoru
Kuşlar tüneğinde bulur huzuru
Üretir her daim bilmez hazırı
Dostluğu gönülden sunardı Yörük

Organik üretti organik yedi
Yurdu yurt belledi vatanım dedi
Keşkek sıkma bükme aşa ekledi
Ayranı içince kanardı Yörük

Gezdiği yerlerde pakçadır izi
Üç kıta kosturdu çekmedi sızı
Oğuzdan başlıyor yigidi kızı
Şahlanıp tarihi anardı Yörük

Ger keçi gök meşe bir kara çalı
Dolaştı dağları edindi malı
Yaşamı gerçektir yoktur masalı
Eğriyi doğruyu sınardı Yörük

Çoban Çeşme gel uzatma sen sözü
Yaylada pişmiştir yörüğün özü
Yufka kokmalıdır dağların düzü
Yaylalar olmasa yanardı Yörük

10 Şubat 2020 Pazartesi

YIKILSIN ESAD


YIKILSIN ESAD

Onca şehit verdik uslanmadın mı
Boyların yıkılsın yıkılsın Esad
İşgalci güçlere yaslanmadınmı
Boyların yıkılsın yıkılsın Esad

Nice uğursuzu besledin baktın
Kanlara doymadın yürekler yaktın
Terörden yanaydın terörist çıktın
Evlerin yıkılsın yıkılsın Esad

Bir ölsek de bin dirilir çıkarız
Seller gibi güldür güldür akarız
Güvenme dayına seni yakarız
Kolların bükülsün bükülsün Esad

Bölgeyi kirlettin yaptın kapkara
Sehitlerim ölmez koysak mezara
İhlaslı yürekler düşmez zarara
Ellerin kırılsın kırılsın Esad

Mermiler yağsa da gökte karada
Ülkem erecektir er geç murada
Sonun gelecektir kalmaz sırada
Dişlerin dökülsün dökülsün Esad

Çoban Çeşme hınçla söyler sözünü
Öfkesi depreşti kesmez hızını
Aglattikca ana gelin kızını
Salların salınsın salınsın n Esad.




5 Şubat 2020 Çarşamba

KATLAN BU DERDE

KATLAN BU DERDE

Acılar peş peşe yürekler narda
İçimde ağır kış gönül zararda
Yarabbim bırakma dünyada darda
Gel gönül sabreyle katlan bu derde

Şubatın beşinde mevsim kış idi
Topyekun ülkemde gözler yaş idi
Ajanslarda giden canlar baş idi
Gel gönül sabreyle katlan bu derde

Onca beden karda yerde yatıyor
Kalp ritmim hızlandı küt küt atıyor
Görünmez kazalar canlar yakıyor
Gel gönül sabreyle katlan bu derde

Dertler sıralandı birken beş oldu
Karlar yuvarlandı canlar tuş oldu
Uçak parçalandı sanki taş oldu
Gel gönül sabreyle katlan bu derde

Topraktan oluştu canlı yapımız
İlahi emire açık kapımız
Dünyalık değiliz yoktur tapumuz
Gel gönül sabreyle katlan bu derde

Ateşler düşünce yeri yakmaz mı
Gönülden gönüle yollar çıkmaz mı
Duygu birleştikçe derdi yıkmaz mı
Gel gönül sabreyle katlan bu derde

Coban Çeşme içi dışı kış gibi
Dillerinde çığlık gözü yaş gibi
Pırpır eder gökte uçan kuş gibi
Gel gönül sabreyle katlan bu derde

....
....

31 Ocak 2020 Cuma

KALMAMIŞ

KALMAMIŞ..

Üç kıtada güller olup açardık
Misler gibi kokan yelim kalmamış
Allah deyip sular gibi coşardık
Kollarımdan tutan elim kalmamış

Çöl uşağı şaşım şaşım şaşırdı
Dost kalmanın yollarını göçürdü
Canilere milyarları asırdı
Bellerimden tüten gülüm kalmamış

Karıştı izleri kim kimin dostu
Araplar topyekun Türklere küstü
Amerika rusya bayrağı astı
Yollarımdan aşan dilim kalmamış.

Hak tükendi hukuk yere serildi
İsrail'e Kudüs zorla verildi
Dünyanın düzeni dünden gerildi
Güllerimden kokan dalım kalmamış

Ortadoğu oldu yabancı üssü
Araplar tüketti bitirdi hissi
Puştun da olur mu ki dişisi
Göllerimden akan selim kalmamış

Olmaz sandığımız oluyor işte
Müslüman devletler yanıyor şişte
Uyan be kardeşim terslik duruşta
Sallarımdan tutan kulum kalmamış

İnsanlığın derdi derdimiz oldu
Öz yurdundan insan göçebe oldu
Çağdaşlık dillerde, işkence boldu
Dillerimden tutan balım kalmamış

Çoban Çeşme dertle çalar şu sazı
İsyanı büyüdü sözde çok azı
Amerika Rusya dünyaya sızı
Ellerinden çıkan zulüm kalmamış

30 Ocak 2020 Perşembe

SEL BİZİM KÖYDE

SEL BİZİM KÖYDE

Yüreğimde yağ kalmadı eridi
Hayra koşsam kimi ayak sürüdü
Yaya kaldım kış gövdeyi bürüdü
Söker duyguları yel bizim köyde

Gün içinde fitne fesat örüldü
Dost bildiğin düşmanlarla sarıldı
Sır verdiğin sinsi sinsi darıldı
Döker duyguları tel bizim köyde

Mevsim dört'ken indi geldi bir kışa
Büyük küçük isi sürdü yokuşa
Can verirdim bir dostane bakışa
Çeker duyguları sel bizim köyde

Taş doludur inin cinin eteği
Yürekleri şeytanların yatağı
Sen sanırsın kötülerin otağı
Yutar duyguları el bizim köyde

Yaz ayları dersin hüzün yaylası
Görülmemiş insanlığın böylesi
Olmaz boyle Anadolu köylüsü
Tutar duyguları dil bizim köyde

Şu dağları yeşillere bürünür
Selam versen almasından erinir
Aciz kullar gerim gerim gerinir
Satar duyguları kul bizim köyde

Bu mu dur ki insanlığın hüneri
Dostlukların sönmemeli feneri
Bas tacı yapınca yanar döneri
Tüter duyguları kül bizim köyde

Çağ atladık derken düştük geriye
'Biz'den geçtik 'ben' bağlandı seriye
Birlik bitti gel desem de beriye
Atar duyguları çöl bizim köyde

Dost bildikçe sevincimden hoplardım
Yüreğimi sevgisiyle kaplardım
Gitmesem köyüme hüzün kaplardım
Batar duyguları kal bizim köyde

Çoban Çeşme sözde çare aradı
Düşü iyilikte olsun muradı
Ayar bozulunca düşmüş gıratı
Biter duyguları bil bizim köyde

29 Ocak 2020 Çarşamba

DUYDUN MU GARDAŞ

DUYDUN MU GARDAŞ

Aramalı bulmak için doğruyu 
Bir ömür beslendin doydun mu gardaş
Kulağı kapatma dinle çağrıyı
Dosta sarılmaktan caydın mı gardaş

Rüya değil gerçek olan çıkacak
Gün gelecek gözden yaşlar akacak
Haklı olan hakka mutlak erecek
İyiye güzele uydun mu gardaş.

İçin için ağlamalı bir yürek
Hakikatle cağlamalı her yürek
Huzura varılmaz boyun bükerek
Çıkına azığı koydun mu gardaş

Çiğler pişmez közler zayıf olunca
Çile bitmez bezler çürük olunca
Azraille karşı karşı kalınca
Apışıp kalırsın duydun mu gardaş

Sallansan da yıkılmazsın doğruda
Aşıkların yanar durur bağrı da
Dolaşırken Everestte Ağrıda
Yokuştan aşağı kaydın mı gardaş

Mühlet bitecektir hanede handa
Kuşatacak toprak geldiğin sonda
Geriye dönüp de baktığın anda
Bozuk düşünceden aydın mı gardaş

Çoban Çeşmesi de daldı derine
İyiyi güzeli koyma yarına
Aklını bağlama elin kirine
Salda ki varlığı saydın mı gardaş

23 Ocak 2020 Perşembe

ÖMRÜN DALI

Yaslansan da şu ömürün dalına
Açan güller vakit biter kışlamaz
Boş verip de ağu katma balına
Bülbül gülü gül bülbülü boşlamaz.

Şu dünyada lale sümbül güller var
Yüce dağlar ovalarla beller var
İyiliği coşturacak diller var
Bülbül gülü gül bülbülü taşlamaz

Eğrilikden fayda umma kem gelir
Hasça olan fikirlere dem gelir
Ezel ebed birleşince tam gelir
Bülbül gülü gül bülbülü dışlamaz

Okumalı gerçek aşkın dersini
Çalışarak bitirmeli kursunu
İnsan yapmaz kul olmanın tersini
Bülbül gülü gül bülbülü haşlamaz

17 Ocak 2020 Cuma

DİYEDİR

DİYEDİR..

Şubattan esinti mayıstan vurgun
Düş dolu yürek gönülden yorgun
Notalar şen şakrak sözleri durgun
Ömür geçsin çile bitsin diyedir

Sevinç kırık keyif kaçık yollarda
Yaprak atar çicek döker dallarda
Uzadıkça boyun büker güllerde
Çiçek açsın bülbül ötsün diyedir

Ortak hüzün ortak acı dost yapar
Dilde türkü sözü yalar mest yapar
Gül dikenle kanatırken test yapar
Sevda aksın ömür yetsin diyedir.

Vakit akar sır dökülür yüzünden
Vurulursun zamansızca özünden
Yer yarılır örtünürsün bezinden
Toprak örtsün kabir yatsın diyedir.

Çoban Çeşme bir ömürü bitirdi
Susuz yazlar bozlak kışlar getirdi
Elde kalan dörtlük bir kaç satırdı
Diller döksün iğne batsın diyedir.

2 Ocak 2020 Perşembe

FANİ



Düşüme  düşen aklar
Bir varmış bir de yokmuş
Yaşlanan göz yaşımda
Kim yokmuş kimler çokmuş

Düğümler yemiş soluk
Ne sevmek ne de sevda
Yırtılmış sayfalarım
Bir faniyim dunyada

1 Ocak 2020 Çarşamba

AYRIK ŞİİR

Aylak şairlerin ayrık şiiri
Ölçüyü yıkıyor gurur kibiri
Hatim etmiş fizik kimya cebiri
Hırkanın düğmesi bola benziyor

Kafiyesiz duruş olunca sekiz
Örgülenir hayat iki ters bir düz
Sultanlık ağzında olunca sakız
Kibir abidesi kula benziyor

Kaldırım döşeli olmalı ruhlar
Esriklik kalesi alıyor yuhlar
Yoksullukta birleşince pek çoklar
Küflenmiş demire tele benziyor

Hava parlayınca kandiller susar
Kökü sağlam ise dalları basar
Sırı olmayanlar mutlaka kusar
Sırlı topraklar da bala benziyor

SENLE SENDE



Hayali temizdir yağan karların
Varmıdır kimseye kastı hilesi
Saklı kalan hüznü varsa darların
Sen'le biter Sende biter çilesi

Dışa vurur sen dediğim kılavuz
Gönülde oluşur kocaman havuz
Yağmur çiselerken cama vuran buz
Senle biter sende biter kalesi..

.....
......